Tüketici isteyebilir mi?

202

Nilüfer Tuba Akman //www.tuketicidostu.com.tr & TD Tüketici Dostu Dergisi İmtiyaz Sahibi & Sorumlu Yazı İşleri Müdürü

Dergi editörü ve yayın yönetmeni iken yıllarca baş yazı metnim yayınlandı fakat profesyonel olarak kaleme aldığım ilk köşe yazımı hazırladığım duygusunu yaşıyorum. İlkler tatlı olurmuş. Konu tüketici olduğunda, nedense ki her şey tatlı olmayabiliyor. Akan sular gerçekten bende duruyor, problem büyürse de o suyun akışını değiştirmek isteyen de benim. Eskiden isteyemezdim, geçmiş yıllara baktığımda tüketicinin de yeterince isteyemediğini okuyorum. Tüketim bilincini, algısını, farkındalığını tüketiciye göstermek yetmez; emeklerken elinden tutup yürütmek de şart…

“Sağlıklı günler dilenmek…”

O gecelerden biri… Hastalandınız fakat özel hastanelere gidemiyorsunuz çünkü doktor randevusu ve tahliller, cüzdanınızın ve kredi kartınızın limitini zorluyor. Hatta muhtemelen ekside de olabilirsiniz. Evinize en yakın devlet hastanesinin aciline doğru yol alıyorsunuz. Tam geldiniz fakat tam anlamı ile hayal kırıklığı. Gecenin 02.00’si olmasına rağmen bırakın oturmayı, ayakta duracak yer de yok. Sıranın ne zaman geleceği de belli değil. Zorundasınız… O anda aklınıza ne geliyor? Keşke sağlık alanında tüketicinin edinebileceği tüm hizmetlerin bütçeleri her kurumda eşit şekilde sabitlense ve hastalar sırada beklemeyecek şekilde seri şekilde muayene edilse… Fakat aksine sabaha kadar bazen boşluğa bakıyorsunuz, bazen de insanları seyrederek sabahı zor ediyorsunuz.

“Ulaşmak için ödemesek mi?”

Sabahı edip evinize geri dönerken arabanız yok ise, toplu ulaşım araçlarını kullanıyorsunuz. Yazın ortasında, halk otobüsünün kapısı açıldığı anda burnumuza ulaşan ve her yıl yinelenen tiz ter kokusu örneğini şimdilik geride bırakalım ve günümüze dönelim. Toplu taşıma araçlarına eskisi kadar da iç içe ve tıkış tıkış binilmiyor fakat arabası olanlar ise, bazı geçişlerde malum vergileri ödüyor. Şu an acilen bu satıra not düşmeliyiz beraber!… Ulaşımın ücretsiz olması ve temel yaşam hakları arasında yer alması gerekiyor. Yaşıyorsak, ulaşabilmeliyiz de…

“Bir kısmını yemeyeyim, yarına kalsın”

Ulaşmak eyleminin ve çoğunlukla da duygusunun hayatımıza etkisi büyük. Fahiş fiyatlar, her an karşımıza çıkan zamlar da şu anda neredeyse normalimiz gibi gözüküyor. Zamların ensemize vurulma etkisini sürekli yarattığı aşikar fakat özellikle gıda ürünlerindeki anlık fahiş fiyat artış uygulamaları çok tehlikeli boyuta ulaştı. Örneğin; Ayçiçek yağı, süt, peynir en temel besin gıda ürünlerinden. Her evde o patates tavası vardır, hem de en büyüğünden… Çocuğumuzun ağzı hep süt kokar ve peynir, domates ile ekmek her evin öğün favorisidir. O Ezine inek peynirinin kilosu 200₺ olmuş ise, demek ki avucumuz ile tartacağız artık; avuç içi kadar mutluluk da yeter midir ki?

Dalga, sadece denizde güzeldir!

Mutluluktan bahsedince aklıma tatil anılarım geldi şu an… Tatil bizler için mutluluk. Bana göre… Farklı ülkeler ile şehirleri teneffüs etmek, doğaya yanaşmak, sıcak ile soğuğu iliklerimizde hissetmek, bazen suyun dokunuşu, karda kayarken akan hayat, dondurmanın tadı, ağızda şapırdatılan karpuz, parmak arası terlikler, güneş yağının kokusu, vs.… Pandemi her şeyi altüst etti. Değil mi? Oysaki doyasıya anı yaşamak vardı fakat şimdi sadece yaşayabilmek; o nefesi alabilmek var… Yaşam farklılaştı, dalgalandı. Maneviyatta da istemek hep var: “Sağlıklı, huzurlu günler bizimle olsun”

“İşin var, iyisin…”

‘Mutluluk, eğlence, yazlık, kışlık, çamaşır, bulaşık, bakkal’ derken tüketici ekmeğinin peşinde. Hepimiz çocuğumuzun sağlıklı ve huzurlu büyümesini istiyoruz. O ekmeğin hangi koşullarda, nasıl kazanıldığını bizden iyi kimse bilemez. İstemek hep vardır ve olmalıdır. Dolayısı ile yeri geldiğinde o ekmeği talep etmeyi de öğrenmeliyiz ve kendimizi sürekli geliştirmeliyiz. Sağlık ve huzur için… Tam bu noktada, “Devlet işsizliğe izin vermemeli” şeklinde düşündünüz mü hiç? Düşündünüz fakat biliyorsunuz da “Biz tüketicilerin içinde o yetkinlik ve farkındalık alevi yoksa eğer, kimse bizlere yardımcı olamaz ve işsiz de kalırız…” O yüzden o enerji her an içimizde canlı kalmalıdır. Okullu ya da alaylı da olsak; öncelikle kendimizi sevmeliyiz; işimizin hakkını vermeliyiz, çok çalışmalıyız ve kendimizden de isteyebilmeliyiz.

Sonraki yazımızda görüşmek üzere…

[email protected]