Henüz yapım aşamasında olan ve yapımına başlanmayan HES projeleri derhal iptal edilmelidir

292

Aziz Koçal // TÜDEF Genel Başkanı

Giresun başta olmak üzere Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki yağışlar sel felaketine neden olmuş, bazı yurttaşlarımız hayatlarını kaybetmiş bazıları ise kayıp durumdalar. Kayıplar sağ olarak bulunması dileğimizdir. Sel nedeniyle hayatını kaybeden yurttaşlarımıza rahmet, yakınlarına ve tüm halkımıza başsağlığı ve sabırlar diliyoruz.

Bölgenin yoğun yağış aldığı gerçeği bilinmektedir. Ancak   bu kadar büyük boyutta sel felaketi yaşanmamıştır. Her zaman olduğu gibi bu sel felaketinin bir doğa olayı olduğu kabul edilerek kadere bağlanıp kolaycı bir yöntem seçilecektir. Hatta bazı yetkili kişilerin dün yaptığı açıklamalardan da anlaşılacağı gibi vatandaşlarımız suçlu bulunacak. Bu söylemlerden vaz geçilerek, sel felaketleri sonrası bir yandan vatandaşlarımız yaralarının sarılması maddi kayıplarının giderilmesi yönünde çalışmalar yapılması diğer yandan   bilimin, tekniğin, mühendisliğin ve aklın getirdiği bilgi ile afetin boyutunu büyüten etkenler araştırılarak bu etkenler ortadan kaldırılmalıdır.

Bölgede büyük yıkıma neden olan sel felaketin de esas etken dereler üzerine yapılan Hidroelektrik Santralleri (HES) ler olduğu bilimsel bir gerçekliktir. Bunun yanı sıra dere yataklarına yapılan yapılaşmalar, dere yataklarının daraltılmaları gibi diğer etkenleri de sıralamak mümkündür. Görüldüğü üzere çevre karşıtı doğal dengeleri ve ekolojik sistemi bozan yatırım ve planlamalar felaketlere neden olmaktadır.  Sel felaketinin büyük hasar oluşturduğu Giresun’da 38 adet faal, 7 adet de Hes’inde yapımına devam edilmektedir. HES projeleri için kesilen ağaçlar nedeniyle heyelan olabilmekte, suların HES boru ve barajlarına toplanması nedeniyle derelerde azalan su dere yataklarında küçülmelere ve sudan boşalan yatakların molozlar ile dolmasına neden olmaktadır. HES kapaklarının açılması ise doğal afeti getirmektedir. Normal yağış ile oluşan su akışı ile HES kapaklarının açılması suretiyle oluşan su kütlesinin gücünün aynı olmayacağı gerçeğini artık hepimiz biliyoruz, ama bir türlü yetkililer bilmiyor.

HES’lerin bölgede bir yıkım olacağı gerçeğini, bilim insanları ve meslek odaları ve Kitle Örgütleri/Sivil toplum Kuruluşları sürekli dile getirmiş olmasına rağmen, rant uğruna dikkate alınmamıştır. Her zaman olduğu gibi uygulanan yanlış politikalar sonucu maalesef rant bilimin önüne geçmiştir. 

“Sağlıklı Çevrede Yaşam Hakkı” ve “Tüketicinin Sağlık ve Güvenliğinin Korunması Hakkı” Evrensel Tüketici Hakkıdır. Bunu sağlamak da devletin görevlerindendir. Ayrıca “Yaşam Hakkı” Anayasamızda güvence altına alınmıştır. Ancak bölgede oluşan afetin boyutu rant uğruna insan eliyle büyütülmüş yaşam hakkı hiçe sayılmış ve sonucunda can kayıplarımız olmuştur.

Yetkililer HES gerçeğinin üzerini örtme yarışına girerek, yaptıkları açıklamalarda dere yataklarına ev yapılması nedeniyle vatandaşları suçlayıp işi doğa olayı ve kadere bağlayarak kolaycılığı seçmektedirler. Dere yataklarına yapılaşma iznini kim verdi, o yapılaşmalar yapılır iken görevli yetkililer neredeydi. Askerlerimizin şehit olmasına neden olan menfez demi köylüler yaptı. Dere yatağı etrafına kurulan ilçe merkezinin oluşmasına ve ilçede yoğun yapılaşmaya kim izin verdi.

YETKİLİLERE SESLENİYORUZ; 

Bölgede yapımı süren HES’ler, faaliyette bulunan taş ocakları, maden ocakları acilen durdurulmalıdır. Mevcut faaliyette olan HES’ler bilim insanları ve meslek odaları tarafından yeniden denetlenmeli, gerekiyor ise kapatılmalıdır. Henüz yapım aşamasında olan ve yapımına başlanmayan HES projeleri derhal iptal edilmelidir. Hiçbir şey insan yaşamından değerli olamaz, politikacılar insanları yaşatmak için politika üretmelidir. Yaşam kutsaldır, Anayasanın teminatı altındadır.

Denetim, ruhsatlandırma gibi yerlerde liyakat sahibi insanlar görevlendirilmeli, yapılacak her türlü yatırım ve projelerde toplumsal toplam faydalar, yaşam hakkı ve çevre, doğal dengeler ön plana alınarak değerlendirmeler yapılmalıdır. Çevre karşıtı ve doğal afetlere neden olabilecek hiçbir yatırıma izin verilmemelidir.

Rant merkezli çevre karşıtı yatırım ve planlama kararlarında asli sorumluluklarını yerine getirmeyerek, bu felaketlerin olmasına neden olan sorumlular bağımsız yargı ve topluma hesap vermelidir. Jandarmaların ölümüne sebep olan menfezi yapanlar, ya da yapım projesini onaylayanlar, HES, dere yataklarına yapılaşmaya izin verenler sorgulanmalıdır.

Sel felaketine maruz kalan vatandaşlarımızın maddi kayıpları karşılanmalı, hasar görev evler yenilenmeli, zarar gören tüm ekili alan ve fındıkların tespitleri yapılarak zararlar karşılanmalıdır. Konutlar diğer afetlerde olduğu gibi sele karşı da sigorta yaptırılmalıdır.

SEL FELAKETİNE MARUZ KALAN VATANDAŞLARIMIZA UYARILARIMIZ;

Sel felaketleri sonrası için AFAD’ın uyarıları da dikkate alınarak;

*Sel felaketi ile su dolan binalara hasarlı olup olmadığı kontrolleri yapılmadan girilmemelidir.

 *Binalar kontrol edilirken su geçirmez ayakkabı ve pille çalışan el fenerleri kullanılmalıdır.

*Konut duvarları, kat zeminlerinde ve pencerelerdeki hasarlar, tavan, sıva vb. malzemelerin dökülmesi riskinin olup olmadığı kontrol edilerek, Sigorta işlemleri için zarar gören yerlerin fotoğrafı çekilmelidir.

*Sel sonrasında da ikincil afet olarak yangınlar çıkabilir. Bu nedenle evde gaz sızıntısı, suyun altında kalmış elektrik aksamı, fırın, ocak ve elektrikle çalışan eşyaların olmadığına emin olun.

*Sel sırasında evinizde kalmış yiyecekler varsa bunları kesinlikle kullanmayın. (Konservelerde dahil)

Konuttaki sel suları binanın daha fazla zarar görmemesi için yavaş, yavaş boşaltılmalıdır.

*Lağım çukurları, mikroplu tanklar ve atık su sistemleri sel sonrası insan sağlığına zarar vermemeleri çin mutlaka yetkililere kontrol ettirilmelidir.

*Konuta sel sırasında yılan ve benzeri zararlı hayvanlar girebilir. Bu konuda da dikkatli olmak gerekir.

*Felakette zarar gören vatandaşlarımız zararlarının tespitini yetkililere mutlaka yaptırmalı tespitin imzalı bir suretini almalıdır.

SONUÇ OLARAK;

Bilimin ve mühendisliğin gereklerini yerine getirmeyerek, sel felaketinin bir doğa olayı olduğu gerçeğini kabul etmek ve kadere bağlamak kolaycılıktır, can ve mal kayıplarını kadere bağlamak bilim ile bağdaşmamaktadır. Felaketler sonrası yara sarma anlayışından ziyade; bilimin, tekniğin, mühendisliğin ve aklın getirdiği bilgi ile afetler öncesi yapılması gereken görevler yerine getirilmelidir. Unutmayalım ki, bir doğa olayının afete dönüşmesi insan kaynaklı eksiklikler ve hatalar zincirinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.