Hane geliri artmazsa, tüketici güvenli gıdaya erişim sağlayamaz

313

Aziz Koçal // Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkanı

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2019 yılında açıkladığı verilere göre, 820 milyon kişi gıdaya erişememiştir. 113 milyon kişi ise şiddetli açlık çekmiştir.  143 milyon insanın ise açlık riski altında olduğu belirtilmektedir. Dünya nüfusu üzerinden baktığımızda her 10 kişiden en az birinin aç olduğunu görüyoruz. Diğer taraftan tarımsal verilere göre, Dünyada 10 milyar insana yetecek kadar yıllık gıda üretildiği görülmektedir. Bu verilere baktığımızda bir şeylerin ters gittiğini görüyoruz. Ortada insan sağlığını, yaşamını, ihtiyaçlarını, geçimini tehdit eden bir kriz ve küresel bir sorun vardır.

Yoksulluk, eşitsizlik, adaletsiz gelir dağılımı, temel ihtiyaçlara erişimin kısıtlanması sonucu oluşan krizlerden birinin gıda krizi ya da geniş bir tanımla, gıda güvenliği konusu olduğu aşikardır.

Bir kişinin hayatta kalabilmesi için ihtiyaç duyduğu gıdaya ulaşabilmesi ve bunun için gerekli ekonomik gelirinin olması gerekir. Hane gelirinin düşüklüğü nedeniyle sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenemeyen açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren bir insanın güvenilir gıdaya ulaşımını konuşmak mümkün mü? Bu insanların ucuz satılan tamamen güvensiz merdiven altı diye tanımladığımız denetimsiz ve sağlıksız gıda ile pazarlarda çürümeye başlamış sebzeler ile beslendiği gerçeğini görmeden, güvenli gıdaya erişimden bahsetmek mümkün mü?

Bilinçsizce kullanılan kimyasalların, tarım arazilerinin azalması ve ranta betonlaşmaya teslim edilmesi, madenler, taşocakları ve çevre tahribatları ile su kaynaklarımızın tarım için önemli olan su kaynaklarının yok edildiği, tarımsal girdi fiyatlarının sürekli artması, tohum ithalleri, yerel tohumların şirketlere tescillenmeye çalışılmasının olduğu, yanlış tarım politikalarının sonucu tarım ürünlerinde ithalatın arttığı bir dönemde gıda güvencesinden söz etmek mümkün mü?

Sağlıklı, güvenli gıdaya erişim bir insan hakkıdır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25. maddesi “Herkes, ailesinin sağlığına, iyiliğine ve mutluluğuna uygun yemek, giysi, barınma, tıbbi bakım ve gerekli sosyal hizmetler de dâhil olmak üzere, yeterli yaşam standardı hakkına sahiptir…”

Gıdaya erişimin bir insan hakkı olduğu Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde yapılan ekonomik, sosyal ve insani haklara ilişkin alınan kararlar ve sözleşmeler çerçevesinde de çeşitli ifadeler ile teyit edilmiştir.

Tüketicinin evrensel haklarından biri, Sağlık ve Güvenlik Hakkı: Tüketiciye sunulan mal ve hizmetlerin, tüketicinin hayatını ve sağlığını normal şartlar altında tehlikeye düşürmeyecek derecede güvenilir ve kaliteli olmasını ifade etmektedir. Güvensiz bir gıda tüketicinin sağlığını ve güvenliğini tehdit etmektedir.  Görüldüğü üzere tüketicinin güvenilir gıda ile beslenmesi de bir evrensel haktır.

Farklı tanımlar olmakla birlikte, gıda güvenliği; genel anlamda gıdanın üretiminden sonra tüketimine (çiftlikten çatala) kadar kimyasal, fiziksel, duyusal ve biyolojik niteliklerini koruyarak sağlıklı ve güvenilir bir şekilde tüketiciye sunulması ve bunun için alınan önlemler paketini kapsamaktadır. 

7 Haziran Dünya Gıda Günü’nü değerlendirirken; tüketicinin sağlıklı, besin değeri yüksek, ucuz ve güvenli gıdaya ulaşımı ile ilgili mevcut durumu değerlendirmek ve çözüm odaklı politikalar oluşturarak uygulamaya koyacak siyasi iradeyi de sorgulamak gerekir.

Ülkemizde hane gelirinin düşmesi nedeniyle açlık sınırının altında yaşayanlar ile yoksulluk sınırının altında yaşayanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Hane gelirinin artmasını sağlamadan güvenli gıdaya nasıl erişim sağlayacaksınız?

Başlıca alınması gereken tedbirler ve yapılması gerekenler ile ilgili birkaç öneri;

* Gıda güvenliği süreci tarlada başlayıp sofraya kadar devam eden bir süreçtir. O nedenle gıda güvenliği konusunda ödün verilemez, güvenliği sağlamak yönetim erki ile nihai ürün ve satıcısının sorumluluğundadır. Tarladan sofraya, izlenebilir ve hesap verilebilir bir denetim mekanizması işletilmelidir.

*Güvenli gıda için öncelikle tarım politikaları gözden geçirilmeli, yerli (atalık) tohumlar ile üretimin yapılması ve üretim girdilerinin düşürülmesi sağlanmalıdır.

*Tarımda, (tarlalarda) sahada çalışan ziraat mühendislerinin sayısı artırılmalıdır. Ziraat Mühendisleri, ilaçlamadan gübrelemeye, ekiminden haşatına kadar çiftçi ile sahada olmalıdır.

* İşlenecek gıdalar ile ilgili gıda mühendisleri istihdamı artırılmalı, gıda mühendisleri; insan sağlığı ve gıda güvenliğini ön planda tutacak bağımsız çalışma ve denetim yetkisine haiz olmalı. Vereceği kararlarda şirket sahiplerine bağlı olmak yerine, insan sağlığını ön planda tutan mesleğinin etik kurallarına, bilime bağlı olmalıdır.

*Lojistik destek sağlanmalı, saklama depoları ücretleri düşürülmeli,

*Tüketicinin sağlık ve güvenliğini tehdit eden taklit ve tağşiş ürünleri piyasaya sürenler ile mücadele yoğun bir şekilde sürdürülmeli, caydırıcı para ve hak kısıtlayıcı cezalar getirilmelidir.

*Gıda okuryazarlığını geliştirecek, tüketicilerin bilinçlenmesi için gerekli alt yapı çalışmaları yapılmalıdır. Tüketici örgütleri ve meslek odaları ile yönetim erki işbirliği yapmalı tüketici örgütleri ve meslek odalarının denetim süreçlerinden sorumluluk almalarının yolları aranmalıdır.

*Paket gıdalarda içindekiler bölümü net anlaşılabilir ve okunabilir olmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmalı, son tüketim tarihi, tavsiye edilen tüketim tarihi gibi tarihler konusunda tüketici bilinçlendirilmeli

*Denetimler için yerel bazda birimler oluşturulmalı, işinin uzmanı kişiler tarafından denetimler sıklıkla yapılmalı.

*Tüketim çılgınlığından vazgeçilmeli, ihtiyaç kadar alışveriş yapılmalıdır.

*Tarımda Neoliberal politikalardan vaz geçilmeli, tarım desteklenmeli, tarımsal alanlarımız korunmalıdır.

*Ne tüketeceğimize biz karar vermeliyiz, reklamlar ihtiyaç sıralamamızı değiştirmemeli, yemek yeme ve yemek hazırlama kültürümüz ile, atalık gıda saklama yöntemlerimiz gözden geçirilmeli

*Güvenilir gıdaya ulaşım için, üretici ve tüketiciyi buluşturacak yöntemler geliştirilmeli, üretim ile tüketim kooperatifleri teşvik edilmeli ve geliştirilmelidir.

*Üretici ve tüketiciyi buluşturacak semt pazarları kurulmalıdır.

*Küreselleşme adı altında Dünyanın tek bir pazara dönüştürülmesi için çalışan kapitalist ekonomilerin ürünleri, onların gelişmiş kültürlerini, yaşam ve tüketim tarzlarını ihraç etmek yerine, Ulusal ve yerel kültürlerimiz geliştirilmelidir.

*Gıda insan vücudu için yararı olan ve gerekli yiyeceklerdir. İnsan bedenine zarar verecek çeşitli tatlandırıcı aromalar ile lezzetli hale getirilen ürünler ile ilgili tüketici bilgilendirilmeli, bu ürünlerin üzerinde uyarıcı yazılar olmalıdır.

*Gıda ile ilgili yanıltıcı ve aldatıcı reklamlara verilen cezalar caydırıcı olmalı, para cezası ile birlikte hak kısıtlayıcı cezalar da getirilmelidir.

Bu önerileri artırmak mümkündür. Özetle gıda güvenliği 365 günün bir gününde gündemde tutulacak bir konu değildir. Gıda güvenliği insan hakkıdır, tüketicinin sağlık ve güvenliği için önem arz etmektedir, o nedenle yılın 365 günü gündemde olması ve üzerinde çalışmalar yapılması gereken bir konudur. Tüketicinin sağlık ve güvenliği için gıda güvenliğinin sağlanmasının yolu üretimden sofraya üretici, tüketici, meslek odaları, temsilcileri ile bilim insanlarının da içinde bulunacağı kurullarda oluşturulacak ortak akıldan geçer.