Doğrudan Yabancı Sermayenin Önemi

144

Nihat Altay // Tüketici Hak Arama Derneği Genel Başkanı ve Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı

Son günlerde başta Yunanistan,  Fransa olmak üzere Avrupa Birliği‘nin birkaç üyesi, dostane yaklaşımdan uzak bir şekilde Türkiye karşıtı bir tutum sergiliyorlar. Yaptırım tehdidiyle de ülkemizi kıskaca almaya çalışarak, dolaylı da olsa yabancı sermayenin ülkeye girişini engelliyorlar. Sadece AB değil, ABD‘nin de aynı tutumu sergilemesi, yabancı sermayenin ülkemize gelmemesine ve ekonominin yara almasına neden oluyor. Peki ortaya konulan dayatmalara, karşı hamleler yapılabilir mi? Elbette çok rahat yapılabilir. Ancak bu o kadar kolay ve basit değil. Ticari etki mekanizmalarının olduğu bir sistemde dünya konjonktürü görmezlikten gelinemez (ki) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Avrupa Birliğinin yaptırım hamlelerine karşı bazen sert söylemlerde bulunsa da genelde iyimser bir yaklaşım sergilemesi ülke menfaatinin gereğidir. Zaten ekonomi de ve hukukta yeni bir reform dönemi başlatma girişiminin ana nedeni batı ülkeleri ile sekteye uğrayan (ticari) ilişkileri düzeltme çabasıdır.

Türkiye’nin en büyük ticari ortağı Almanya’dır

Öncelikle şu gerçeği çok iyi kavramamız gerekir ki Türkiye’nin yabancı ülkelerle olan ikili ekonomik ve ticari ilişkileri dikkate alındığında, en yoğun ilişkilerin Avrupa Birliği ile olduğu görülmektedir. AB ülkeleri içerisinde ise Türkiye’nin en büyük ticari ortağı Almanya’dır. Bunun yanında Türkiye, AB ile gümrük birliğini gerçekleştirdiği için bir anlamda “imtiyazlı ortak” statüsünde olup ihracatının yüzde 70’ini Avrupa ülkelerine yapmaktadır. Bu nedenle yaptırımla tehdit edilsek de, çifte standartlara maruz kalsak da, ilişkileri kesmek Türkiye’ye zarardan başka bir şey getirmeyecektir.

Avrupa Birliği ile 2005 yılında Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlamıştı

Bilindiği üzere Avrupa Birliği, 2005 yılında Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlamıştı. O tarihlerde yabancı sermaye, ülkemizde 19 milyar dolar doğrudan yatırım yaptı. Sonra ki yılları takiben 2008’de net doğrudan yabancı sermaye yatırımları 17,3 milyar dolar, 2009’da 7 milyar dolar, 2010’da 7,6 milyar dolar, 2011’de 14 milyar dolar, 2012’de 9,1 milyar dolar ve 2013’te 8,8 milyar dolar, 2014’te 5,4 milyar dolar oldu. Bugün gelinen noktada doğrudan yatırımların 3 milyar dolar seviyelerinde ve büyük oranı gayrimenkul olduğu söyleniyor.

İmalat, sanayii gibi doğrudan yabancı sermaye, bir ülkenin ekonomisinin canına can katar

Altını çizerek belirtmek gerekirse imalat, sanayi gibi doğrudan yabancı sermaye, bir ülkenin ekonomisinin canına can katar. İmalat, sanayi yatırımı yerine; toptan ve perakende ticaret, gayrimenkul, kiralama yatırımları bir ülkenin ödemeler dengesini bozar. Çünkü bu yatırımlar dış ticarete yönelik mal üretmiyorlar. İhracat yapmadan iç ticaretten kazandıkları paraları döviz olarak yurtdışına transfer ettiklerinden cari açığı çoğaltıyorlar. Ayrıca Ülkemizde gerek kur artışı, gerekse borsa da yaşananlar, portföy yatırımlarının spekülasyona açık ve riskli olduğunun göstergesidir. Bu nedenledir ki doğrudan yabancı yatırım uzun vadeli iç ve dış pazar oluşturur. Sadece bir örnek, doğrudan yabancı sermayenin sosyal, ekonomik katkılarını daha net gösterecektir.

URSA, 120 milyon Euro yatırım yaparak, fabrika açtı

Ankara Polatlı’ya 2008 yılında URSA, 120 milyon Euro yatırım yaparak, fabrika açtı. Tabi fabrikada çalıştırılmak üzere 600 kişi işe aldı.
Yüzde yüz yabancı sermaye ile açılan fabrika, ekonominin başında ki 5 soruna dur dedi. Neler mi?

1- 120 milyon Euro bozduruldu, TL üzerinden yatırım yapıldı. Bugün yegane sorunumuz kur problemi değil mi?

2- 600 kişiye İstihdam sağlandı. Yani işsizlik 600 kişi azaldı. Yine en büyük sorunlarımızdan biri de işsizlik değil mi?

3- Talep fazlasıyla karşılandığından üretim bolluğu fiyat artışını durdurdu. Tek bir firmaya olan mahkûmiyet bittiği için ikide bir zamlı fiyat listelerinin önüne geçildi. Fiyat İstikrarsızlığından oluşan zam, enflasyon ekonominin en büyük sorunu değil mi?

4- Fabrikanın açılmasıyla daha az veya düşük faizle iç borçlanma, daha az bütçe açığı oldu. Yine ülke ekonomisinin belini büken bir soruna çare değil mi?

5- 600 işçinin gelir vergisi ürettiğini, İşletmenin de kurumlar vergisi, KDV vs. gibi devletin kasasına para katarak bütçeye katkı sağladığını, Türkiye’de üretilen bir ürünün ihracat yapılarak ülkeye döviz girişi sağlayacak olması da ihtiyaç duyduğumuz önemli katkı değil mi?

Türkiye, Paris Anlaşması’ndan bu yana yüzünü döndüğü batı dünyasından kopamaz

Türkiye, Paris Anlaşması‘ndan bu yana yüzünü döndüğü batı dünyasından kopamaz. Genişleme sürecinde hiçbir aday ülkeye uygulanmayan çifte standartlar uygulansa da, yaptırımlarla sopa gösterilse de iktidarın geçmişe takılmadan ve geç kalmadan ekonomi de, hukukta reform dönemini başlatması gerekiyor.

Son olarak AB‘nin yatırımları önemli de Katar‘ın yatırımları önemsiz mi diye soranlar olacaktır. Katar’ın yatırımlarını görmemezlikten gelmek elbette ki düşünülemez. Yukarıda ki örnekte anlaşıldığı üzere sadece AB’nin değil her ülkenin yatırımları aynı şekilde ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır. Ancak halkın beklentisi; olanı almak değil, olmayanı üretmektir.