Konu sadece Esenyurt’ta yaşananlarla da sınırlı değildir

546

M. Akif HamzaÇebi // CHP İstanbul milletvekili 

İstanbul Esenyurt İlçesinin 2019 yıl sonu itibarıyla resmi nüfusu 954.579’dur. Kayıtlı olmayanlarla birlikte bu sayının 1.200.000 kişi düzeylerinde olduğu tahmin edilmektedir. Esenyurt bu nüfusu ile sayısal olarak sadece İstanbul’un değil, Türkiye’nin en büyük ilçesidir. İstanbul’un 2019 yıl sonu nüfusunun 15.519.267 olduğu dikkate alındığında Esenyurt’un İstanbul’un toplam nüfusunun %6,2’sini oluşturduğu ortaya çıkmaktadır.  Yüzölçümü büyüklüğü açısından ise 43 km2’lik bir alan ile İstanbul’un 39 ilçesi arasında 13. sıradadır. Öte yandan Esenyurt, kente göç olgusunun yoğun bir şekilde yaşandığı ülkemizde oransal olarak en fazla göç alan ilçelerimizin başında gelmekte olup nüfus artış hızına ilişkin olarak aşağıdaki tabloda yer verilen rakamlar bu durumu açıkça göstermektedir.

                                            2008(*)       2019      Nüfus Artış Hızı (%)

İstanbul’un nüfusu                 12.697.164      15.519.267      22,3

Esenyurt’un nüfusu                 373.017           954.579         155,9

(*) Esenyurt 2008 yılında ilçe olduğundan kıyaslamada 2008 yılı baz alınmıştır.

Esenyurt’ta nüfus artışının olağanüstü denilebilecek bir oranda yüksek olması konut talebinde yüksek bir artışa neden olmuştur. Bu süreçte daha çok dar ve orta-alt gelir grubuna mensup tüketicilerin konut talebini dikkate alan bazı kişiler veya şirketler kendi şirketleri veya üçüncü kişilerden devir aldıkları şirketler aracılığı ile düzenledikleri taksitle konut satış kampanyaları çerçevesinde “ön ödemeli konut satış sözleşmeleri” ile para toplamışlar, ancak aradan uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen sözleşmelerin konusu olan konutları sahiplerine/satın alanlara teslim etmemişlerdir. Ancak sorun konutların tesliminde yaşanan bir gecikmenin ötesinde çok geniş boyutlara sahip olup sadece Esenyurt’la da sınırlı değildir.

Gerek Merkezi Yönetimin gerekse zamanın yerel yönetimlerinin (Esenyurt Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi) görevlerini yapmamış olmaları nedeniyle Esenyurt’ta on binlerce insan mağdur olmuş, kendilerinin ifadesi ile dolandırılmış durumdadır.

Bu konumdaki vatandaşlarımız “Türkiye Konutla Dolandırılanlar Hak Sahipleri Platformu” adı altında bir araya gelmişlerdir. Platform temsilcilerinin konuya ilişkin olarak hazırladıkları Bilgi Notları önergeye ekli olarak sunulmaktadır. (Ek 1 ve 2).

Bilgi Notlarına göre, ön ödemeli konut satış kampanyaları dolayısıyla mağdur olan tüketicilerin sayısı, büyük ağırlığı Esenyurt’ta olmak üzere, Türkiye genelinde yaklaşık 100.000 kişidir. Platform mensupları, özellikle bu sayı içerisinde yer alan Esenyurt konut mağdurlarının yaklaşık olarak yüzde 60-70’Iik bölümünün dolandırıldıkları kanaatinde olduklarını ifade etmişlerdir. Kalan yüzde 30- 40’lık kısmın konutları diğer nedenlerle teslim edilmemiş olmakla birlikte bu durum söz konusu tüketicilerin de mağdur duruma düşürüldüğü gerçeğini değiştirmemektedir. Tüketicilerin çok büyük kısmı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Ancak aralarında diğer ülkeler vatandaşı olanlar da vardır.

Konu derinliğine incelendiğinde ortaya çok vahim bir tablo çıkmaktadır. Mağdurlarla yaptığımız toplantı ve görüşmelerde anlatılanlar olayın vahametini gözler önüne sermektedir. Mağdurların anlatımları çerçevesinde yaşanan süreç ve olaylar şöyle özetlenebilir:

  1. Güvenilir inşaat şirketlerinin unvanlarını ve onların proje markalarını andıran isimlerle firmalar kurulmuş, maket projeler oluşturulmuş, satışlar güven veren ofis ortamlarında maket projeler üzerinden yapılmıştır. Konut teslim süreleri uzadıkça inşaatların hiç ilerlemediğini veya bitirilemediğini ya da inşaatlara hiç başlanılmadığını gören mağdur tüketiciler yaptıkları araştırmalar sonucunda; konut satan kişilerin azımsanmayacak bir bölümünün geçmişte de benzer olaylar nedeniyle yargılanmış veya hüküm giymiş kişiler veya bu kişilerin bağlantılı olduğu üçüncü kişiler olduğunu görmüşlerdir. Bu zincirdeki kişiler çoğunlukla bu işler için hazır firmaları devir alarak vatandaşla ilişkilerinde bu firmaları kullanmışlardır. Ancak daha sonra bu firmaların içi boşaltılmış, yasal takibat sırasında muhatap bulunamamıştır.
  • Firmalar ve projeler toplumun tanıdığı ve güven duyulabilecek kişiler aracılığı ile tanıtılarak tüketicilerde güven duygusu oluşturulmuştur. Güven imajını pekiştirmek için bu firmaların okul, cami yapımı için bağış yaptıkları yönünde medyada haberler yapılmıştır. Söz konusu okul ve camilerin temel atma veya protokol imza törenlerine Devletin üst seviyedeki yetkilileri katılmıştır. Devlet yetkilileri ile çekilmiş fotoğraflar ve videolar güvenilirlik imajının oluşturulması amacıyla kullanılmıştır. Projeler gösterişli maketler üzerinden, showroomlarda oluşturulmuş örnek daireler kullanılmak suretiyle özel eğitim almış kişiler tarafından tüketicilere sunulmuştur.

• Bir projenin tanıtım ve pazarlama töreninde, tüketicilere güven vermek amacıyla zamanın Esenyurt Belediye Başkanının, önünde firma sahipleri ile fotoğraf çektirdiği 12 katlı maket projenin gerçekte 8 (sekiz) kat için inşaat ruhsatı olduğu, vatandaşlara ise sanki 24 kat inşaat yapılacakmış gibi 24 kat üzerinden satış yapıldığı anlaşılmıştır.

• Belediyenin, üzerinde inşaat yapılacak arazide hissedar olduğu bir projenin tanıtımı için vatandaşlarla yapılan toplantıda masalara önceden konulmuş olan tanıtım broşürlerinde Esenyurt Belediyesinin ismine yer verilmek suretiyle güven duygusu yaratılmış ve bu güvene dayanarak projeden konut satın alanlar daha sonra yüzüstü bırakılmıştır.

• Başka bir örnekte bir vatandaşımızın anlattıkları son derece ilginçtir: “Müteahhidin Esenyurt Belediyesinde odası vardı, beni oraya davet etti. Mülkiyeti kendimize ait 600 m2’lik arsa üzerine kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldı. Müteahhidin belediyede odası olması nedeniyle güven duyduk ama bugün mağduruz”

• Yine diğer bir örnekte Memduha Kayacan isimli bir vatandaşımız reklamlarda engellilerin indirimli fiyattan ev sahibi olabileceğini görerek %99 engelli olan oğlu Egemen Kayacan’ı düşünerek ev almak için inşaat firmasıyla görüşür. Firmaya 100.800 TL ödeme yapmasına ve aradan yıllar geçmesine rağmen evi alamaz. Memduha Kayacan yaşadığı mağduriyeti şöyle anlatıyor:

“2012 yılında maket üzerinden bir ev satın aldık. Reklamlarda bir inşaat şirketinin “engellilere, şehit ailelerine, gazilere, 3 çocuklu ailelere indirimli ev” şeklinde reklamlarını gördük. Firmayla görüşmeye gittiğimizde bize ödemeleri uygun geldi. 15 ay sonra teslim edileceği söylendi. Bu projenin de devlet kurumlarından izinli olduğunu, özellikle engelli projesi yapılması gerektiğini söylediler ona güvenerek girdik.100 bin 800 TL nakit verdik. Sürekli bekliyorduk, her hafta projeye bakmaya gidiyorduk. Bina 11 kat yapılması gerekirken 4 kat yapıldı, sonra 6 kat yapıldı. Belediye izin vermediğinden yapamadıklarını söylediler. Benim dairem 4.kattaydı başkasına satılmış. Bir türlü ilerlemedi şu an hem ödediğim para gitti hem çocuklarım mağdur oldu. Bizim gibi 172 kişi var aynı binadan mağdur olan. Tapusunu alamayan çok, benim dairem başkasına satıldığından tapumu da alamadım. Bu şirket ile biz davalığız. Firma sahibi tutuklandı ama bizi dolandıran firmayla davalık iken şimdi de onu dolandıran bir firma var. Biz aslında 2 kere dolandırılmış olduk. Kendi aralarında sözleşmeler yapmışlar. Mağdurları diğer firmaya geçirmişler, mağdurları tekrar mağdur ediyorlar. Benim aldığım projede her şey ilk firmaya ait ama daire ortada yok. “Borç için uzun süre çalışmak zorunda kalan Memduha Kayacan “Benim yüzde 99 engelli oğlum var: Ev alabilmek için kredi çektim, o zaman topraktan girdik, maketten görerek girdik. Topraktan girdiğim için bankalar konut kredisi vermedi, çok az kredi çekebildim, çevremdekilere çektirdim, iş yerimden para aldım. Çocuğumun süt parasını, çocuklarıma gelen paraları hepsini ev almak için kullandım ve bu beni kahrediyor. Yolda gören benim çocuğumun ağzını siliyor, buna hangi vicdan dayanır, bu çocuğun hakkını nasıl verecekler? Ben evi de geçtim borç ödemek için sürekli çalıştım, çocuğumla ilgilenemedim. Uyku uyuyamadım, proje ilerlemiyor, bir sonuç gelmiyor artık umudum kalmadı.”

Memduha Kayacan’ın anlattıkları kendisini dolandıran firmayı da başka bir firmanın dolandırdığı hususu Esenyurt’ta bireysel bir olay değil, çokça rastlanan ve dolandırıcılık olarak isimlendirilen olaylardan sadece biri.

• Projeler inşaat şirketlerinin gösterişli showroomlarında şirket antetini taşıyan sözleşmelerle tüketicilere pazarlanmıştır. Tüketiciler sözleşmelerin noterde düzenlenmesini istediklerinde çeşitli gerekçeler ileri sürülerek bu talepler engellenmiştir. Örneğin, “üç aya kadar tapular çıkıyor, hem tapu masrafı hem de noter masrafı yapmanıza gerek yok” denilmek suretiyle satış sözleşmelerin noterde yapılmasından kaçınılmıştır.

Esenyurt’ta her projenin ayrı bir hikayesi var. Ayrıca konu sadece Esenyurt’ta yaşananlarla da sınırlı değildir. istanbul’da Kadıköy-Fikirtepe ve Tuzla ile Türkiye’nin diğer illerinde de yıllarca ödeme yapmalarına rağmen konutlarını alamamış, umutsuzluğa düşmüş vatandaşlarımız da vardır. Ek 1’de yer alan ve Türkiye Konutla Dolandırılanlar Hak Sahipleri Platformu’nun düzenlediği listedeki sayılara baktığımızda 41.066 kişinin mağdur olduğu görülmektedir. Ancak bazı projelerde mağdur sayılarına ilişkin kesin bir veri olmaması nedeniyle toplam mağdur sayısının yaklaşık olarak 100.000 düzeyinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayısal verilere konu inşaat projelerinin önemli bir kısmı daha önce de ifade edildiği üzere konut satın alanlar tarafından “dolandırma amacına yönelik projeler” olarak değerlendirilmektedir.

Yaşananlar, Platformun bilgi notlarında kısaca şöyle özetlenmiştir:

“Konut alan tüketicilerin bir kısmı müteahhit ve tacir sıfatlı arsa sahiplerinin iş birliği ile DOLANDIRILDI, bazıları konut satın aldığı projenin üzerine bankalardan ya da tefecilerden ipotek karşılığı şirketlerin bankalardan para alması ve geri ödemeyerek arsaların üzerindeki ipoteklerin kaldırılmaması ile DOLANDIRILDI bazı firmalar da şirketlerin sahip olduğu mal varlığını paravan firmalarla kaçırıp şirketin içini boşaltması ile DOLANDIRILDI. Bir kısmında ise FETO terör örgütü kapsamında yargılanan kişilerin şirketlerinin, TMSF ye yönetiminin devredilmesi ile mağdur edildi.

Bu kadar karmaşık hale getirilmiş, ticari kılıfa gizlenmiş, organize, örgütlü şekilde planlanmış bir suç konusunun içinden, konut tüketicisi vatandaş/arın hukukta bireysel hak arama yöntemlerini kullanarak haklarına kavuşması mümkün gözükmemektedir.

Konu sadece ülkemiz insanı ile de alakalı olmaktan çıkmış adeta uluslararası boyut kazanmıştır. Birçok firma projelerini yurt dışında da tanıtmış ve ön ödemeli konut satış sözleşmeleri ile gurbetçilerimize yahut yabancı ülke vatandaşlarına da konut satmıştır.

Tabii ki yurt dışı satışlarda da 4077 ve 6502 sayılı yasaların emrettiği hükümlere uyulmamış hatta ikna edemediklerini kandırmak için yasalara uyuluyormuş gibi göstererek noterde alakasız işlemler yaptırtarak kandırmışlardır.

Konut projesi üreten firmalar, devletimizin kurumlarının yöneticilerini davet ederek tanıtımlar yaptıklarından dolayı konut tüketicisi yabancı ülke vatandaşları da devletimize ve kanunlarına duydukları güven ve itimat nedeniyle bu projelerden konut almışlardır.

Mağduriyetleri ile ilgili ülkemizde nereye ve nasıl hangi taleple müracaat edeceklerini bilmeyen yabancı ülke vatandaşları sorunlarının takibi için temsilciler tutmuşlardır. Fakat temsilciler hukuka müracaat yerine kişisel ilişkilerle sorunu çözme girişimlerinde bulunduklarını kendi sözleri ile ifade etmişlerdir.      

Bazı yabancı ülke vatandaşları sorunlarını ülkelerinin konsolosluklarına ve medya organlarına bildirmiştir. Ülkemizde yaşanan bu sorun birkaç fırsatçı dolandırıcı müteahhidin değil maalesef ülkemizin itibar kaybına uğramasına neden olmaktadır. Yabancı medyada ”Türkiye’ye yatırım yapmayın, dolandırılırsınız” diye haberler yayınlanmıştır. Ülkemiz ekonomisinin lokomotif sektörü olan inşaatçılık, konut üretimi dışında birçok sektörün iş imkanı bulmasını sağlamaktadır. Bu haliyle müteahhit kılığına girmiş dolandırıcıların yaptıkları sadece konut alıp dolandırarak mağdur ettikleri kişilerden çok daha fazla sektörü ve insanı mağdur etmelerine yol açmaktadır.”

2. Esenyurt’ta yaşanan ve tüketicilerin dolandırıcılık olarak isimlendirdikleri bu fiillerin tamamı Esenyurt Belediyesinin bilgisi / müsamahası dahilinde gerçekleşmiştir. Türkiye’nin herhangi bir belediyesinin veya İstanbul Büyükşehir Belediyesi sınırları dahilindeki herhangi bir ilçe belediyesinin sınırları içerisinde, değil ilave bir kat, ilave bir odanın bile belediyenin izni veya müsamahası olmaksızın yapılması mümkün değildir. Esenyurt’ta ise imar mevzuatının terimleriyle ifade edecek olursak, imar planına göre örneğin 1 emsal inşaat alanı olan bir yere 15 emsal veya 10 kat inşaat izni olan bir yere 25 kat inşaat yapılacak gibi hareket edilmiş ve satışlar yapılmıştır. Belediyenin bu satışlara konu inşaatlarla ilgili imar mevzuatı yönünden herhangi bir denetimi olmamış veya tüketicilerin mağduriyetini önlemek amacıyla imar mevzuatına aykırı yapıların önlenmesi yoluna gidilmemiştir.

TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUNA GÖRE DURUM

Tüketicinin korunması amacıyla sistemli, bütüncül bir düzenleme ilk olarak 23/02/1995 tarihli ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunla yapılmıştır. Daha sonra bugün yürürlükte olan 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kabul edilmiştir.

Ön ödemeli konut satışlarını da kapsayan veya doğrudan bu satışları düzenleyen hükümler her iki kanunda da yer almıştır.

23/02/1995 tarihli ve 4077 sayılı Kanunun konuyla ilgili “Kampanyalı Satışlar” başlıklı 7’nci maddesinin ikinci fıkrası şu şekildedir:

“Kampanyalı satışlar Bakanlığın izni ile yapılır. Bakanlık hangi tür satışların izne tabi olacağını, ön ödeme, taksit miktarı, teslim süresi, üretici firma garantisi, yatırılacak teminat ile kampanyalı satışlarda uyulması gereken usul ve esasları tespit eder”

Görüldüğü üzere 4077 sayılı Kanun ile Esenyurt örneğindeki gibi kampanyalı konut satışlarının Ticaret Bakanlığının izni ile yapılması ve ayrıca bu satışlar için teminat alınması öngörülmüştür.

28/5/2014 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren 6502 sayılı Kanun ise “Ön Ödemeli Konut Satışı” başlıklı “Dördüncü Bölüm” (Madde 40- 46) hükümleri ile konuyu düzenlemiştir.  Söz konusu hükümlerde, ön ödemeli konut satış sözleşmesi tüketicinin konut amaçlı bir taşınmazın satış bedelini önceden peşin veya taksitle ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen veya kısmen ödenmesinden sonra taşınmazı tüketiciye devir veya teslim etmeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmış ve bu nitelikteki sözleşmelerin düzenlenmesi sürecinde yerine getirilmesi gereken yükümlülükler belirtilmiştir.

Bu yükümlülüklerden bazıları şunlardır:

–  Tüketicilere sözleşmenin kurulmasından en az bir gün önce, Bakanlıkça belirlenen hususları içeren ön bilgilendirme formu verilmek zorundadır (Madde 40/2).

–  Yapı ruhsatı alınmadan, tüketicilerle ön ödemeli konut satış sözleşmesi yapılamaz (Madde 40/3).

–  Ön ödemeli konut satışının tapu siciline tescil edilmesi, satış vaadi sözleşmesinin ise noterde düzenleme şeklinde yapılması zorunludur (Madde 41/1).

– Satıcı geçerli bir sözleşme yapılmış olmadıkça tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemez (Madde 41/2).

– Bakanlıkça projedeki konut adedi ya da projenin toplam bedeli kriterlerine göre belirlenecek büyüklüğün üzerindeki projeler için satıcının ön ödemeli konut satışına başlamadan önce; kapsamı, koşulları ve uygulama esasları Hazine Müsteşarlığınca belirlenen bina tamamlama sigortası yaptırması veya Bakanlıkça belirlenen diğer teminat ve şartları sağlaması zorunludur (Madde 42/1).

–  Ön ödemeli konut satışında devir veya teslim süresi sözleşme tarihinden itibaren otuz altı ayı geçemez. Kat irtifakının tüketici adına tapu siciline tescil edilmesiyle birlikte zilyetliğin devri halinde de devir ve teslim yapılmış sayılır (Madde 44/1).

Diğer yandan, 6502 sayılı Kanunun Geçici 1’inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendiyle de Kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 28/5/2014 öncesinde kurulan ve halen geçerli olan sözleşmelerin bu Kanuna aykırı hükümlerinin yürürlük tarihinden itibaren uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Yaptığımız araştırmalar sonucunda, 4077 ve 6502 sayılı Kanunların tüketicinin korunmasına yönelik hükümlerinin, Esenyurt’ta gerçekleştirilen ön ödemeli konut satışlarında hiç uygulanmadığı görülmüştür. Ön bilgilendirme, Bakanlıktan izin alma, bina tamamlama sigortası yaptırılması veya teminat alınması, yapı ruhsatı alınmadan tüketicilerle sözleşme yapılamaması, ön ödemeli konut satışının tapu siciline tescil edilmesi, satış vaadi sözleşmesinin noterde yapılması, bunlar yapılmaksızın tüketiciden ödeme yapmasının istenilememesi gibi yükümlülüklerin hiçbirisi müteahhit firmalar tarafından yerine getirilmemiştir.

İşin   ilginç   tarafı, bu   şirketler   Kampanyalı veya   Ön   Ödemeli   Konut Satışı Sözleşmeleri ile yaptıkları satışların tanıtımı için zamanında ulusal gazetelere boy boy reklam vermişlerdir. Ticaret Bakanlığı’nın sadece bu reklamlardan hareketle dahi 4077 ve 6502 sayılı Kanunlar çerçevesinde söz konusu satışlar için Bakanlıktan izin alınmadığını saptaması mümkün iken aldığımız bilgilere göre bu da yapılmamıştır.

Esenyurt Belediyesinin görevini yapmamasına paralel olarak Ticaret Bakanlığı da bu süreçte, 4077 ve 6502 sayılı Kanunların kendisine verdiği gözetim ve denetim görevlerini yerini getirmemiş, böylece tüketicilerin adeta dolandırıcı olarak isimlendirilen firmalara kurban edilmesine ve zarara uğramalarına neden olmuşlardır.

SUÇ DUYURULARI VE YARGI SAFHASI

Mağdur vatandaşlar, adli makamlar nezdinde girişimlerde bulunduklarını ancak, Cumhuriyet Savcılıklarına yaptıkları suç duyurularından ve açlıkları davalardan bugüne kadar tatmin edici bir sonuç alamadıklarını ifade etmişlerdir. Vatandaşlarımızın konuya ilişkin açıklamaları şöyledir:

“Bazı konut projelerinde yaşanan olaylarda yargı müteahhitle beraber paravan firma kuran arsa sahiplerini de yargılanmak üzere mahkemeye sevk etti. Fakat çoğu projede hak sahibi konut mağdurları kendilerini mağdur eden faillerin tamamını yargı önüne çıkartamadı.

Sadece yaşanan organize suç olayındaki görevi, tüketicilerden parayı toplamak olan müteahhitlik şirketi ve sahibini yargı önüne çıkartabildiler. Paraları alan müteahhit yargılanırken suç geliri projelere çöken tacir sıfatlı arsa sahiplerinin ya da paravan firmaların sahiplerinin yargılanamaması sorunun yargı yoluyla da çözülememesine neden oldu.

Yıllarca yargıda suçluların cezalandırılmasını sağlamak için uğraşan mağdurlar, yargılama sonunda bir kısım faillerin, şikayetleri ile mahkum olmasını sağlasa bile zararlarının tazmini için hüküm giyenlere hukuk davası açsa da organize çetenin tüm faillerinin yargıda hesap vermesi sağlanamadığından dolayı organize çetenin suç gelirlerini kaçırmasına engel olamıyorlar.

Bu organize suç şebekelerinin bir kısmı ise çok daha profesyonel hareket ediyor. Onlar hakkında yapılan şikayetler dava/aşamıyor bile. Çünkü bu firmalar çok büyük paralara hükmediyorlar. Büyük bankaların yöneticileri ile ilişki içindeler.

Önce konutları tüketiciye adi yazılı sözleşmeyle satıyorlar sonrasında satılan dairenin arsa payını o bankalara herhangi bir hukuki işlem olmaksızın ipotek verip bankalardan kredi kullanıyorlar. Hatta bazı firmaların hisseleri borsada işlemde. Şayet bunu yapmadılarsa iş birliği içinde oldukları bir kısım taşeronlara muvazaalı senetlerle hacizler koyduruyor/ar. Sonraki aşamada ise muvazaalı borçlanmalarla ilgili icra takibi yaptırıp iflas davaları açtırarak şirketin iflasını sağlayıp tüketicilerin daire haklarını icradan sattırmaya satıştan elde edilen paranın da muvazaalı borçlandıkları kişi ve firmalar eliyle kendi ceplerine girmelerini sağlıyorlar.”

Bu açıklamalar, Esenyurt’ta organize suç örgütü haline dönüşmüş müteahhit görünümlü bazı oluşumlar tarafından ön ödemeli konut satış yöntemi kullanılmak suretiyle dar gelirli veya orta-alt gelir grubundaki vatandaşların/tüketicilerin dolandırıldığını, yargı sürecinin ise haklı beklentileri karşılamakta yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır.

KONUNUN SUÇ GELİRİ VE AKLAMA SUÇU BOYUTU

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesinde suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu, 11/10/2006 tarihli ve 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunda ise suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Bu Kanunlarda; alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerleri suç geliri; suç gelirinin yurt dışına çıkarılması ile bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tabi tutulması da aklama suçu olarak tanımlanmıştır.

Esenyurtlu vatandaşlarımız Türkiye Konutla Dolandırılanlar Hak Sahipleri Platformu çatısı alında bir araya gelerek sorunlarına çözüm aramaktadırlar. Vatandaşlarımızın büyük kısmı yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere kendilerinin organize bir şekilde dolandırıldığını ifade etmektedirler. Gerçekten de yerinde yaptığımız incelemelerde Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık”ı düzenleyen 158’inci maddesi kapsamına giren bir durumun söz konusu olabileceği görülmüştür. Şüphesiz ki bu durumun takdiri yargının görev alanına girmektedir. Ancak gerek Platform mensupları gerekse vatandaşlarımız birçok projede vatandaşlardan konut vaadiyle para toplayan müteahhitlerin projeleri yüzüstü bırakıp topladıkları suç geliri niteliğindeki paralarla lüks bir yaşam sürmeleri bir yana, İstanbul’un veya Türkiye’nin başka yerlerinde başka projeler yürüttüklerini ifade etmişlerdir.

Konusu suç teşkil eden bir fiilden (dolandırıcılık) elde edildiği için suç geliri sayılması gereken paraların başka bir faaliyette kullanılmak suretiyle aklanmaya çalışılması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesi ile 5549 sayılı Kanun kapsamına, dolayısıyla da Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun (MASAK) görev alanına girmektedir.

Konunun bu yönüyle de ele alınması yararlı olacaktır.

Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, büyük ağırlığı İstanbul’un Esenyurt ilçesinde olmak üzere Kadıköy- Fikirtepe, Tuzla ve Türkiye’nin diğer yerlerinde yaklaşık 100.000 kişi olduğu ifade edilen tüketicilerin, 4077 ve 6502 sayılı Tüketicinin   Korunması   Hakkındaki   Kanunlara   aykırı   olarak yapılan uygulamalar sonucu mağdur edilmiş olması nedeniyle;

  1. Konut satış vaadiyle vatandaşları dolandırdıkları ifade edilen şirketler / firmalar ve bunlarla ilişkili diğer kişi ve kurumlar ile mağdur tüketicilerin mağduriyetlerinin ve sorunlarının,
  2. Ticaret Bakanlığı ile Esenyurt Belediyesinin ve diğer sorumluların, sorumluluklarının,
  3. Konuyla ilgili adli süreçte yaşanan sorunların ve çözüm yollarının,
  4. Anılan şirket/firma sahipleri ile bunlarla ilişkili diğer kişi ve kurumların konusu Türk Ceza Kanununa göre suç teşkil eden fiillerden gelir elde edip etmedikleri ile bu gelirlerin aklanması yönünde faaliyetlerinin   olup   olmadığının ve  Mali   Suçlar Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından bu süreçte yapılması gereken işlemlerin,
  5. Mağdur vatandaşlarımızın konut sahibi olabilmesi için yasalarda yapılması gereken değişikliklerin,
  6. Vatandaşlarımızın ödemelerini yaptıkları konutları edinebilmesine yönelik çözümlerin,
  7. Bundan sonra bu tür olumsuzlukların tekrarlanmaması için alınması gereken önlemlerin

tespit edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98, TBMM İçtüzüğünün 104 ve  105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.

* İddialar doğrultusunda gerçekleştirilen açıklamalara istinaden, tarafların tüm cevap hakkı saklıdır.